Enerjide Kendimize Yetmek

Dr. Kürşad Tosun

Aslında zamana karşı koyan, daha iyi bir söylem ile zamanla değişmeyen, önemli kavramlardan biri ‘kendimize yetmek’. Bunu mümkün olduğunca başarmak ise, hayattaki başarı kriterleri arasında benim için en öncelikli, en önemli konulardan biri olmuştur. Yani ‘kendime yetiyor olmak’ benim yaşam önceliklerimden. 

Bunu hem kendimiz için hem de ülkemiz açısından ulaşılması gereken bir hedef olarak düşünebiliriz. Ülke olarak, enerjiye ödediğimiz çok yüksek bir faturamız ve cari açığımızı doğrudan etkileyen ithalatımız mevcut. Petrol, gaz ve ithal kömür bunların başında gelmekte. Malum bu enerji kaynakları daha çok ulaşım, elektrik üretimi, konutlar ve sanayide kullanılmakta. 

Şimdi, asıl konumuza gelelim. Ülke olarak kendimize nasıl yeteceğiz? 

Bu konuda olumlu gelişmeler oldu, oluyor. Son dönemde yenilenebilir enerji yatırımları, verilen teşvikler ile oldukça arttı. Bunun, iklim değişikliği gibi önemli bir küresel sorun ile birlikte düşünüldüğünde, çok önemli ve doğru bir yaklaşım olduğunu söylemek gerek. Hatta yakın zamanda yeni YEKDEM tarifeleri yayımlandı. Eskisi kadar olmasa da teşvikler devam etmekte. Bu noktada bir dengelemeye gidildiği görülmekte. 

Diğer yandan petrol ve gaz ithalatına olan bağımlılığımızı azaltmak, mümkünse tamamen sıfırlamak için    doğal gaz ve petrol arama çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. Resmi kaynaklara göre, Karadeniz’de bulunan 405 milyar mdoğal gaz kaynağı azımsanmayacak ölçüde büyük ve başlangıç olarak başarılı. Devamının gelmesini temenni ediyoruz. Doğu Akdeniz’de de çalışmalar devam etmekte, umuyorum ki oralardan da güzel haberler gelir. İthal kömür ise, daha çok kömür santrallerinde kullanıldığı için, pek mümkün olmamakla beraber yerli kömürle ikame edilmesi iyi olur ya da ithal kömür ile elektrik üretilen santrallerinden alım garantisi yoksa, ithal kömür santrallerinden yenilenebilir enerjiye yönelim tercih edilmelidir.  

Şimdiden söylemem lazım, ‘gelecek güneşte’. Teknoloji ve verimliliğin artması ile birlikte, güneş enerjisi yakın zamanda liderliği ele geçirecek ve şu an için bilinen tüm enerji kaynaklarına karşı önemli bir üstünlük elde edecek. Bu alanda maliyetlerin düşmesi, güneş panellerinin verimliliğinin artması, gece kullanımına yönelik olarak pil/depolama kapasitesindeki gelişmeler güneş enerjisinde önemli atılıma neden olacaktır. 

Peki güneşi en verimli nasıl kullanırız? Yukarıda bahsettiğim gibi bazı konularda henüz erken, teknoloji ve verimlilik konularında hala gereken noktada değiliz. Ancak bu süreç içinde de yapılacak çok şey var. Hem kendine yeter olmak hem de olabilecek en verimli yaklaşımla güneş panellerinin evlerin, apartmanların çatılarında kullanılması önemli. Bu yaklaşım, iletim ve dağıtım gibi giderleri ortadan kaldıracak/oldukça azaltacak, üretim, iletim ve dağıtım hatlarının savaş ya da doğal afetlerle zarar görme ya da yok olma ihtimaline karşı yerinde üretim ile arz güvenliğini sağlamaya devam edecektir.  Diğer yandan, kullanılmayan fazla elektriği dağıtım şebekesi üzerinden komşularınıza satma imkânı ile para kazanma imkânı da sağlayacaktır. Kısaca konutumuzda elektrik üretimimiz ile kendimize hane bazında yeterli hale gelebiliriz. Bu büyük bir özgürlük alanı ve maddi olarak da haneyi destekleyici. Ancak bu konuda verimli ve sürdürülebilir bir sistem kurulmalı. Bunu da sadece özel sektöre bırakmamak, devlet-ilgili kişi-özel sektör ekseninde idare etmek daha faydalı olacaktır. 

Elektrikli taşıtlar ise diğer önemli konu. Malum, yukarıda bahsettiğimiz üzere; ulaşım, sera gazı emisyonlarının ve hava kirliliğinin önemli bir kaynağı ve bu konu da günümüz ve gelecek beklentileri çerçevesinde yönetilmeli. Örneğin, Norveç’in bu konuda oldukça iddialı hedefleri var. 2025 yılında tüm fosil yakıt kullanan taşıtların trafikten kaldırılması bunlardan biri. Ülkemizde de benzer bir yaklaşım, hazır hale gelmemizle birlikte uygulanmalı. 

Diğer yandan, özellikle şehir içi ulaşımda, -elektrikli- bisikletlerin kullanımının yaygınlaşması için bu konuda teşviklerin uygulanması gerekir. Her sabah işe giderken bakıyorum, her bir otomobil içinde büyük oranda bir kişi var. Bu kişi başı yakıt tüketimini ve buna bağlı olarak da emisyon salınımlarını artırmakta. Ülkemizin iklim koşulları izin verdiği ölçüde, ki genel olarak bisiklet kullanımına uygun bir iklime sahibiz, bisiklet yolları (ki bir önceki yazımda bütüncül yaklaşım ile sorunları çözebileceğimizi belirtmiştim; bu noktada ulaşım, şehircilik, alt yapı ve enerji politikalarının birlikte ve birbirlerini tamamlayıcı ve uyumlu şekilde uygulanması gerekmektedir) inşa edilip kullanılmalıdır. Unutmayalım ki bisiklet kullanımı aynı zamanda sabah ve akşam sporu yaparak vücut direncimizi artırıp, yaşlanmamızı geciktirecektir. Bununla beraber, karbon emisyon salınımı azaltımı için elektrikli otobüsler ve kamyonlar hem şehir içi hem de şehirler/ülkeler arası taşımacılık için yakın zamanın önemli uygulamalarından olacaktır. 

Kısaca, karbon emisyonunun azaltılması, enerjinin en kaliteli biçimi olan elektrik üretiminin başta güneş olmak üzere yenilenebilir kaynaklardan temin edilmesi ve sonuçta da ‘sürdürülebilir yaşam’ tarzına geçilmesi gerekiyor. Bu yaklaşım ile konut için elektrik üretimi ile konutun tüm ihtiyaçları ile elektrikli bisiklet ve elektrikli otomobili şarj ederek barınma ve ulaşım için aynı anda enerji ihtiyaçları karşılanmış olacaktır. Yani yenilenebilir enerji kaynaklarından en kaliteli enerji biçimi olan elektrik üretimi sağlanarak ‘sıfır emisyon’ hedefine doğru yol almış olacağız. Sıfır emisyon hedefi, yine yeni, ancak günümüzde pahalı fakat gelişen teknoloji ile birlikte gelişim gösterip verimli ve şimdiki fiyatından çok daha ucuz hale gelecek olan teknolojiler olan ‘karbon yakalama ve depolama’ ve yine atmosferden ‘karbon çekimi’ ile sağlanabilir/desteklenebilir.

Buraya kadar her şey tamam ama sanayi için gerekli olan temiz enerji nasıl sağlanacak? 

Bu noktada mümkün olduğunca yerli ve yenilenebilir kaynaklardan, eğer kalan kısım olursa da nükleer enerjiden faydalanmak gerekir. Eğer bu da yeterli olmaz ise, mecburen doğal gazdan. Malum doğal gaz fosil yakıt (ve ithal ediliyor) olmasına rağmen en az sera gazı salınımı yapan enerji kaynağı ve göreceli olarak da temiz. Onun da Karadeniz ve Akdeniz’de bulacağımız kaynaklardan karşılanabilmesini çok isterim.

Şimdiden gelecek 10-30 yılın politikalarını bu yönde belirleyip uygulamamızın fayda getireceğini düşünüyorum. 

Bu yaklaşımla ulaşım, sanayi ve konut enerji ihtiyaçları çerçevesinde hem hane bazında hem de ülke bazında ‘kendimize yetmeyi’ başarmış olacağız. Bu aynı zamanda iklim değişikliği ile birlikte daha yüksek frekansta olacağını tahmin ettiğimiz yeni salgınlar için de hane bazında önemli ve yaşamsal. Böylece sürdürülebilir enerji ihtiyacımızı zaten tahrip ettiğimiz doğaya en az zarar verecek şekilde karşılamış olacağız. 

Hepinize olumlu, güzel enerjiler dilerim. 

Dr. Kürşad Tosun

Total
2
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Total
2
Share