biyodizel harmanlama

Türkiye’nin üç yıllık biyodizel harmanlama karnesi: “Başarılı ve ümit vaat eder”

Küresel iklim değişikliği nedeniyle yaşanan felaketler çevreci yakıtlara olan ilgiyi artırdı. Fosil yakıtların en önemli alternatiflerinden birini de biyoyakıtlar oluşturuyor. Biyodizel tüm dünyada uzun yıllardır yaygın biçimde kullanılıyor. Türkiye’de ise 2018 yılından itibaren biyodizelin motorine harmanlama zorunluluğu başladı. Biyodizelde %0.5, biyoetanolde %3 harmanlama ile bugüne kadar toplam 1 milyon 200 bin ton biyoyakıt üretildi ve harmanlandı. Uzmanlara göre, Türkiye’deki biyodizel kullanımı ve motorine harmanlama oranları önümüzdeki dönemde hızla artacak.

Türkiye’de yerli enerji tarımının geliştirilmesi, atık yağların ekonomiye kazandırılması ve karbon emisyonlarının düşürülmesi gibi konularda yoğun bir çalışma sergileyen Biyodizel Sanayi Derneği Başkanı Selçuk Borovalı, enerjitime.com’un sorularını yanıtladı. Biyodizelde geçen üç zorunlu harmanlama yılını “başarılı ve ümit vaat eder” şekilde yorumlayan Borovalı, “Biyoyakıtlarda harmanlama oranlarının AB’de yüzde 10 seviyelerine yaklaştığını görüyoruz. Ülkemizde biyodizelde yüzde 2‘lik zorunlu harmanlama oranı hemen yakalanabilecek ve sürdürülebilecek bir seviyedir” dedi.

Türkiye’nin biyodizel üretim kapasitesi ve potansiyeli hakkında bilgi verir misiniz?

Türkiye’de EPDK’dan biyodizel üretim lisansı alan toplam 7 biyodizel tesisi bulunuyor. EPDK’nın açıkladığı son yıllık rapora göre; 2019 yılında ülkemizde 134 milyon litre biyodizel üretimi gerçekleştirildi ve yüzde 0,5 oranında başarı ile motorine harmanlandı. 2020 yılında ise daralan motorin pazarının etkisi ile birlikte harmanlama oranında 2019 yılı seviyesinin altında bir gerçekleşme olmasını bekliyoruz.

Ülkemizde yaklaşık yıllık 300.000 ton biyodizel üretim kapasitesi bulunuyor. Motorin tüketimi ekseninde basit bir hesaplama yapıldığında yüzde 1’den fazla bir üretim kapasitesi olduğunu görüyoruz. Mevcut kapasitede yüzde 0,1’lik bir artışın milli ekonomiye 700 milyon TL tutarı kadar katkı yaptığını söyleyebiliriz. Biyodizel sanayi; hammadde tabanında yerli enerji tarımı bitkileri üretiminin gelişimi, kullanılmış yemeklik yağların dönüşümü ile sıfır atık ekonomisine yaptığı katkı ile çok geniş bir alanda farklı ekonomileri zincirleme olarak harekete geçirme gücüne sahip. Ülkemizin yedi bölgesinde etkili olan bu potansiyelin tümüyle kullanılması gerektiğine inanıyoruz.

“Bir sektörün sorunu, diğer sektörün çözümü durumunda”

AB üyesi ülkelerle kıyaslandığında Türkiye biyodizel kullanımında hangi noktada?

Avrupa Birliği üyesi ülkeler, biyodizel üretimi ve taşımacılık sektörü kullanımında dünya lideri konumda. 2020 yılında Avrupa Birliği üye ülkelerinde Covid-19 etkisi ile birlikte bir önceki yıla göre biyodizel tüketiminde yüzde 8’lik bir düşüş olduğu ve 2018 yılı seviyelerinde bir gerçekleşme ile 11 milyon tonluk bir tüketim olduğu tahmin edilmekte.

Geçmişten bugüne ülkemizde biyoyakıtlar alanında oldukça fazla yol alındı. Bu gelişmenin sonucu olarak da hem biyodizelde hem biyoethanolde modern ve yüksek kapasiteli tesisler faaliyet gösteriyor. Devlet kurumlarının bu alanda aldıkları kararlar ve zamanında yapılan yasal düzenlemeler, pazarın oluşmasına ve üretimin gerçekleştirilmesine imkan sağladı.

Biyoyakıtlar, enerji ile birlikte tarım-hayvancılık, çevre ve sanayi birlikte ele alınması gereken konular. Bir sektörün artık ürünü, diğer sektörün hammaddesi iken; bir sektörün sorunu, diğer sektörün çözümü durumunda. Bu açıdan bakıldığında, tüm dünyada biyoenerjinin hızla yükselmesinin nedeni de sektörün bu özelliğinden kaynaklanıyor. Türkiye’de de yıllar içerisinde gelişen bu bakış açısının sektöre olumlu yansımaları olacağına inanıyor ve harmanlama oranlarında kademeli artışlar yaşanacağına inanıyoruz.

Biyodizelin Türk tarımına ve ekonomisine katkıları hakkında neler söyleyeceksiniz?

2020 yılında ülkemizde 85 bin ton yağlı tohum hasadı yapıldı ve hayvancılık için yaklaşık 50 bin ton küspe üretildi. Biyodizel sanayinin sadece enerji tarımı alanında yarattığı ekonomik değerin yıllık 200 milyon TL’nin üzerinde olduğunu söyleyebiliriz.

Biyodizel sanayinin yerli tarım ürünlerini kullanma zorunluluğu bulunuyor. Bu kapsamda hammadde tabanının sürdürülebilir olarak gelişiminin sağlanması öncellikli çalışma alanlarımız arasında yer alıyor. Tarım Bakanlığı’na bağlı enstitüler ile ülkemizin farklı bölgelerinde çalışmalar yürütüyor ve Ketencik, Pelemir, Yabani Hardal gibi Anadolu’ya ait olan bitki türleri için ulusal tohum stokunun oluşturulması çalışmalarına öncülük ediyoruz. Özellikle nadasa bırakılan marjinal alanlarda yürütülen enerji tarımı çalışmaları ile kırsal kalkınmaya destek oluyoruz.

Yağlı tohum bitkilerinde dışa bağımlı olan ülkemizde kanola üretiminde 15 yıldır sürdürdüğümüz çalışmalar ile çok önemli ilerlemeler sağlamayı başardık. 2020 yılında bir önceki yıla göre kanola ekimi yapılan alanlarda, İç Anadolu Bölgesi’nde önceki yıla oranla yüzde 100’lük bir artış görülürken, Güney Marmara ve Trakya Bölgesi’nde yüzde 20’lik bir artış yaşandı.  2020 yılı sonbahar döneminde ise 350.000 dekara yakın alanda kanola ekimi tamamlandı. Bu yıl ülkemizde yaşanan kurak döneme rağmen kanola ekimi yapılan bölgelerden geçen yıla oranla daha olumlu neticeler almaya başladık.

Anadolu’nun tarım desenine uygun olarak farklı bitki türleri için yürüttüğümüz çalışmalarda da yakın zamanda kanola bitkisinde olduğu gibi olumlu neticeler almaya başlayacağımıza inanıyoruz.

“Biyodizel Türkiye’de 10 yılda 615.487 MT karbon emisyonunun azaltılmasına katkı sundu”

İklim değişikliği dolayısıyla tüm dünyada çevreci yakıtlara bir yöneliş var. Biyodizelin karbon emisyonlarının azaltımına katkısı hakkında bilgi verir misiniz?

Biyodizel Sanayi Derneği Başkanı
Selçuk Borovalı

İklim değişikliği ile mücadele tüm dünyanın öncellikli konuları arasında yer alıyor ve önemini korumaya devam edecek. Karbon emisyonlarının düşürülmesi ve yenilenebilir enerjinin payının arttırılması için doğru politika arayışları devam ediyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne göre (UNFCC; 2015) ulaşım kaynaklı karbon emisyonlarının yüzde 95’inin karayolu taşımacılığı kaynaklı olduğu belirtiliyor. Biyodizel, petrol dizel yakıtına göre yaşam döngüsü boyunca (lifecycle) sera gazı emisyonlarında yüzde 86 oranında bir azaltım sağlıyor.

Türkiye’de biyodizel sanayi, tüm paydaşları ile birlikte 10 yılda 615.487 MT karbon emisyonunun azaltılmasına katkı sunmuştur. Biyodizel, karbon emisyonlarının azaltılması için en yaygın ve en etkili çözümlerden biri olarak görülüyor. Sadece karayolu taşımacılığında değil, deniz ve havacılık yakıtı olarak da yatırım alanı her geçen gün gelişen bir sanayi olduğunu biliyoruz.

Biyodizel yan ürünleri nasıl değerlendiriliyor? Örneğin, Gliserin kullanımında hangi noktadayız?

Biyodizel üretiminde yan ürün olarak elde edilen ham gliserin ülkemizdeki Gliserin rafinerilerinde işlenerek farmakolojik saflıkta üretilmekte ve ülkemize yıllık 35.000 ton ithalatın büyük bir bölümünü ikame etmekte. Biyodizel tesisleri aynı zamanda Gliserin rafinerileri ile birlikte kurulmakta ve işletilmekte. Bu üretimler birbirine bağlantılı şekilde kesintisiz olarak yıl boyu çalışmakta. Ülkemizde saf gliserin birçok sektörde ara girdi olarak kullanılıyor. Gıda, kimya, ilaç, kozmetik sanayi saf gliserin kullanımında öne çıkıyor. Aynı zamanda saf gliserin, fiyatların uygun olduğu zamanlarda yem sanayi ve anti-freeze üretimi için de kullanılıyor. Ülkemizde biyodizel üretiminden elde edilen gliserin ihtiyacımızın yarıdan fazlasını karşılayacak duruma geldi. Yıllar içerisinde biyodizel harmanlamasının artması ile kendi ihtiyacının tamamını karşılayacak ve ihracat yapabilecek duruma gelecek. Hali hazırda ülkemizde saflaştırılan gliserin, dünyanın en yüksek kaliteli farmakolojik gliserinleri arasında yerini aldı. 

“Türkiye, AB ülkeleri içinde 7. sıraya yerleşti”

Bitkisel atık yağların toplanıp ekonomiye geri kazandırılması açısından hangi noktadayız? Bu konuda yasal zorunlulukları yeterli buluyor musunuz?

Kullanılmış yemeklik yağların toplanıp, geri kazanım yapılarak ekonomiye ve enerji ihtiyacımıza katma değer olarak dönmesini çok önemsiyoruz. Bildiğiniz gibi tüm dünya kullanılmış yemeklik yağların geri kazanılabilmesi için birçok teşvik mekanizmasını art arda devreye sokuyor. Ülkemizde de benzer şekilde kullanılmış yemeklik yağların geri kazanımını özendirecek, teşvik edecek şekilde yükümlülüklerin hesabında ‘çifte sayma’ uygulaması üzerinde çalışıyor. Yakın zamanda hayata geçeceğini ümit ediyoruz. Gerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, gerek EPDK kullanılmış yemeklik yağların daha yüksek miktarlarda amacına uygun toplanabilmesi ve geri kazanabilmesi için büyük bir inançla düzenlemeleri sorguluyor ve gerekli adımları atıyor. 2020 yılı verilerine bakınca Türkiye’nin AB ülkeleri içinde 7. sıraya yerleştiğini görüyoruz. Kişi başı toplama miktarlarında ise son sıralarda yer alıyoruz. Bu açıdan bakıldığında yapılacak her iyileştirme ve teşvik edici düzenleme ülkemizi hızla ilk üç içine sokacaktır. Yıllık 35-40.000 ton miktarlarında kullanılmış yemeklik yağ toplanıyor ve biyodizele dönüştürülerek değerlendiriliyor. 2023 yılına kadar üzerinde çalışılan düzenlemelerin hayata geçirilmesiyle toplama miktarlarını 125.000 tona yükseltmeyi hedefliyoruz. Bu seviyelere geldiğimizde çifte sayma uygulaması ile tarımsal kaynaklı biyodizel yanında 200.000 ton seviyelerinde ilave bir arz oluşacağını öngörüyoruz.  

Zorunlu harmanlamanın ilk üç yılında gösterilen performansı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biyodizel zorunlu harmanlama 2018 yılı başında devreye girdi. Bildiğiniz gibi biyoethanol 2013 yılında başlamıştı. Biyodizel’de %0.5, biyoetanol’de %3 harmanlama ile bugüne kadar toplam 1.200.000 ton biyoyakıt üretildi ve harmanlandı. Geçen yıllarda biyoyakıt üretim performansı zorunlu talebi karşılarken yıllar içerisinde kapasite artışı ve yeni yatırımlar maalesef arzu edildiği seviyede olmadı. Üretimin sürekli ve planlanabilir şekilde yapılması hem üretim maliyetlerini aşağıya çekecek hem de farklı verimli hammadde kaynaklarını kullanabilmemize imkan sağlayacaktır. Öngörü ve süreklilik içinde bulunduğumuz günlerin en zor konusu diyebiliriz. Bugünlerde yaşadığımız COVID kaynaklı beklenmeyen değişiklikleri de düşündüğümüzde biyodizelde geçen üç zorunlu harmanlama yılını başarılı ve ümit vaat eder şekilde yorumlayabiliriz.    

“Biyodizelde yüzde 2‘lik bir zorunlu harmanlama oranı hemen yakalanabilir”

Akaryakıtta zorunlu harmanlama oranlarının önümüzdeki yıllarda hangi seviyelere çıkması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Biyoyakıtlarda harmanlama oranlarının AB’de yüzde 10 seviyelerine yaklaştığını görüyoruz. Ülkemizde önümüzdeki iki yıl içerisinde az önce sözünü ettiğim ‘çifte sayma’ uygulaması, biyodizel harmanlamanın rafineri kara dolumlarında yapılması ile hem oranın hem de toplam miktarın yükselmesini ümit ediyoruz. Biyodizelde yüzde 2‘lik bir zorunlu harmanlama oranı ifade ettiğimiz kararların alınması ile hemen yakalanabilecek ve sürdürülebilecek bir seviyedir. Ülkemiz, bu oranlarda biyoyakıt üreten ve harmanlayan bir ülke olarak gerek kullanılmış yemeklik yağların geri kazanımıyla, gerek yarattığı tarımsal katma değer ile, gerek istihdamı, farmakolojik gliserini ile dünyada örnek ülkeler arasında hak ettiği yeri alacaktır.  

Covid-19 salgını biyodizel sanayisini nasıl etkiledi? Salgının yarattığı ekonomik sıkıntılardan çıkmak için sektör olarak ne gibi adımlar atıyorsunuz?

COVID-19 salgını biyoyakıt sektörünü hem direk, hem de dolaylı etkiledi. Direk etkisi, tüketimlerin azalması ve mevsimsel dalgalanmanın dışında iyi yönetilmesi gereken ikmal dinamiklerinde değişiklikler şeklinde oldu. Dolaylı etkileri ise ekonomiyi canlandırmak için dünyada pompalanan sıcak paranın yarattığı spekülatif fiyat artışları ile karşımıza çıktı. İlk olarak, tarımsal ürünlere hücum eden sıcak para ve fonlar, daha sonra kıymetli madenlere ve son olarak da ham petrole yöneldi. Bu etkilerin arkasında talepte artış ve arzda sıkışıklık yer almıyor. Bu dönemde, tüm dünyada iklim değişikliği ile mücadele ihtiyacı ve sürdürülebilir bir dünya düzeni arayışı, yenilenebilir enerji kaynaklarını gündemde ilk sıralara yerleştirdi.

Bizler biyoyakıt üretiminde sabit maliyetlerimizi asgaride tutmak ve satış fiyatlarımızı rekabetçi bir şekilde oluşturmak için paydaşlarımız ile şeffaf, izlenebilir ve açıklanabilir bir maliyet oluşturma çabası içerisindeyiz. Zorunlu harmanlamanın başladığı ilk günden beri yükümlülüğün arkasına sığınmadan sürdürülebilir ve yönetilebilir bir piyasa oluşturmanın peşindeyiz. Maliyetleri yönetebilmek için bir dizi somut öneri geliştirdik. Bu önerilerimizi paydaşlarımıza aktardık ve geliştirmek için hazır olduğumuzu ilettik.

Biyoyakıtları ülkemizde bir başarı hikayesi haline getirip tarımdan, atık eknomisine, yan ürünlerinden, istihdama olan direk faydalarını arttırabilmemiz için birlikte çalışmaya ihtiyacımız var. Sektörümüzdeki uygulamaları düzenleyen EPDK, geçtiğimiz günlerde bu süreci başlatmak için bir adım attı. Gerisini getirebilmek bizlerin elinde. Ülkemizin tümünde milyonlarca hektar işlenmeyen, nadasa bırakılan toprakların işsiz nüfusun, oluşan atıkların değerlendirilebileceği, birçok faydalar sağlayacak sektörümüzü ileri götürmek ancak birlikte çalışmakla mümkün.

Son olarak, bir yandan üretip, bir yandan harmanlama yapıp, bir yandan da nasıl daha iyi yapabileceğimizi konuşmamızın faydalı olacağını ifade etmek isterim.

Akaryakıt istasyonlarında atık yönetimi hakkında bir çalışma yapıyor musunuz?     

Covid-19 dönemi içinde yaptığımız diğer önemli bir aktivite de paydaşlarımıza ait akaryakıt istasyonlarında kullanılmış yemeklik yağların verimli şekilde toplanması projesidir. Bu projenin tarafları Biyodizel Sanayi Derneği, dağıtım şirketleri ve atık yağ toplayıcılarıdır. Bu proje sayesinde salgın döneminde hanelere kayan kullanılmış yemeklik yağ sorununu gidermek için basit ama etkili bir çözüm hayata geçirilmiş olacak. Proje ile bir taraftan toplanacak yağlar istasyonlar için bir gelir üretirken, diğer yandan geri kazanıma giderek ülkemizin atık geri kazanım hedeflerine ve çevre korunmasına fayda sağlayacaktır.    

Total
6
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Total
6
Share